KİMSE ALEVİLERE KEL KÂHYALIK YAPMASIN

KİMSE ALEVİLERE KEL KÂHYALIK YAPMASIN
                                    

Alevilik ben Aleviyim demekle olmaz. Bağlı bulunduğu Ocağın ve pirinin şuuruna erdikçe, dergâhının tarihini, kültürünü tanıyıp geleceğini düşündüğü ve toplumun ızdıraplarını kalbinde duyduğu nispette Alevi olunur. Etrafımızda gerçek Alevi göremiyorsak bunun sebebi kültür, inanç, terbiye ve ruh olgunluğu noksanlığında aramalıyız. Her Aleviyim diyen Alevi değildir. Alevi olmak için Aleviliğin öğretisini yaşaması gerekir. Alevi geçinenlerin çoğu bu değerlerden mahrum olan çığırtkanlardır. Yolun erkânını bilmeyen birisinden yola fayda değil zarar gelir. Mevki makam ve çıkarları için yapmayacakları şey yoktur.
Bir ocağın mensubu olmak başka, ocağın talibi olmak başka şeydir. Talip olmak kültür, şuur ve irade ve iman meselesidir. Talip olmak için ocağa mensup olmak lazımdır, fakat yeterli değildir. Talip bağlı olduğu ocağı tanıyan, seven ve onu yüceltmeye  çalışan insandır. Yalnız kendi işi gücü ile uğraşan bir tüccar, bir mühendis, bir doktor toplumun diğer fertlerini düşünmediği  için talip değildir. Sadece bulunduğu ocağa bağlı bir ferttir.

Muhammet –Ali’nin Ehl-i Beyt ini ve evlatlarını bilmeyen Cehennemliktir.  Her şeyin dönüşü insanıdır. İnsanın dönüşü ise, Hakk’a ulaşmaktır. Allahın yolu, peygamber ve Allah dostlarının yoludur. Mürşitsiz, rehbersiz yol olmaz. Ehli Beyt evlatlarını sevmeyenlerin, talip olmayanların, bağlanmayanların imanları şüphelidir. İslamiyet’e giriş kapısı Hazreti Ali’dir. İbn Abbas’tan nakledilen bir Hadisi Şerif’te;   ‘’ Ben İlmin şehriyim ve Ali onun kapısıdır.  O halde ilmi isteyen şehrin kapısına gelsin, evlere ancak kapılarından girilir ’’  buyurmuştur. Muhammed (s.a.v) in nuru ile Ali’nin nuru aynıdır. Alevi inancına göre İslamiyet’e gerçek anlamda giriş ancak bu kapıdan olur.  Bütün Müslümanlar kabul etsede, etmese de, Oniki İmamlar Hazreti Peygamberimizin soyundan gelen gerçek imamlardır. Onların soyundan el tutmak ve onları pir bilmek, onlara talip olmak gerekir. Talip olmak üç türlüdür. Dil ile taliplik ve gönülden taliplik, hem dil hem de gönülden inananlar mümin olanlardır.

1826 yılında Alevi-Bektaşi dergâhlarının yıkılması asimilasyon edilmesi devlet erkanı tarafından ‘’kafir ve katli vaciptir’’ denilerek öldürülmeleri, sürgün edilmelerinin ardından tekrar toparlanıldı. İlmin, irfanın edebin öğretildiği tekkeler ve zaviyeler açıldı. 30. 11. 1925 te çıkartılan 677 sayılı kanun ile hem dergahlar kapatıldı, hem de Alevilik yasaklandı. Bu kanun ile Müslüman Türk Milleti çok şey kaybetti. Gerek inançsal gerek kültürel değerlerimiz birilerinin çıkarları uğruna kötülendi, küçümsendi, vakıfları yağma edildi. Demokrasi, laiklik, çağdaşlık, adalet ismi lazım değil onları memnun etmek, mesut ve mutlu etmek, zengin etmek yönetici yapmak için vardı. Cumhuriyet demokrasi,  laiklik, barış, adalet eşitlik gibi adı güzel ama içi boş sözcükler kabak tadı vermektedir.

Biz Oğuz Türkleri, Kızılbaşlar, Aleviler, bu memlekette devlet nazarında hep ötekileştirildik. Ağzı şekeli keloğlan masalı ile avutulduk. Müslüman’ız denildi ama, mümin olunmadı . Aleviyiz denildi, Ehli Beyt’in evlatlarının dergâhlarına sahip çıkılmadı. Bu  inanç mekanlarımızı kapatanlarla aynı ağızdan konuşuldu.   Bu mu Alevilik!?  Öyle bir hale gelin diki ölçü tartı ayarları bozuldu. Neyi neyle tarttıklarını bilemez şuursuz bir topluluk türedi. Devlet bir eliyle verdiğini öbür eliyle almıştır. Resmi kurumlarca her ne kadar inkar edilse de, Türkiye’de bir Alevi gerçeği vardır. Mızrak çuvala sığmaz. Bu hususta çok konuşulacak şeyler var ama idrak edene.

“ Ey halkım! Ölçmeyi ve tartmayı adaleti olarak tastamam yapın, insanların hakkını vermemezlik etmeyin ve bozguncular olarak arzda taşkınlık yapmayın…’’( Hüd Suresi 11/85. Ayet )

“Allah, fasık topluluğu doğru yolda eriştiremez ..’’ ( Tevbe Suresi 9/80 Ayet)

1990 yıllarına kadar yer altına çekilen Alevi- Bektaşi tabiriyle  “ sır edilen Alevilik”  son zamanlarında dağ başındaki köylerinden şehirlere inmeleri sonucu kimliklerini tanıma, örgütlenme ve hakkı olan haklarını alma bilinci doğmuştur. Devletin yaşama, yürüme yargı organlarında kendilerine yer bulamayan ve dışlanan, ötekileştirilen Alevi-Bektaşiler, sivil toplum örgütleri oluşturmuşlardır. Kurmuş oldukları denek ve vakıflarda ulularının, pirlerinin simgelerini ve adlarını yeniden canlandırmak,  geçmişteki var olan değerleri tekrar öğrenme gereksimi duyulmuştur.  Alevilerin – Bektaşilerin yok edilmek istenen kültürleri, inançları gelenekleri yeniden filizlenmiştir. Tabi ki bu canlanış ve toparlanma hem İslam Dini için hem de Türk Milleti ve devleti için gereklidir.

Alevi – Bektaşilerinin, siyası, sosyal ve ekonomik alanda var olmamalarından bazı çevreler ve gruplar rahatsız ve huzursuz olmuştur. Bazıları ise Alevilerin sayısal, sosyal kültüren gücünden yararlanmak istemişlerdir. “ Haksızlığa karşı koyma ‘’ inancından yararlanmak,  Alevileri siyasi ve ideolojilerine uygun bir şekilde kullanmak isteyen partiler ve partizan gruplar büyük bir çıkmazın eşiğine getirmişlerdir. Ateistlerin dahi bu mübarek ve kutsal inançlarımıza söz söylemeleri manidardır. Ülke genelinde Alevilik söz konusu olduğunda her kafadan bir ses çıkıyor. Alevilikle hiç alakası olmayanlar ahkâm kesiyor. Herkes kendi işine baksın, kimse Alevilere kel kâhyalık yapmasın. Ayrıca İran Şiiliğine bağlamak ve Sünnileştirme çabaları devletin ve diyanetin eliyle yapılmaktadır. “Alevi-Bektaşileri ya Sünnileştirelim ya da Şiileştirelim” düşüncesi olanca hızıyla devam etmektedir. Alevi köylerine camilerin yapılması bunun en açık göstergesidir. Herkesi bir kazanda kaynatma ekolü temelsiz ve mesnetsizdir.

Bilinçli, inançlı, kültürlü, değerlerine sahip çıkan Aleviler-Bektaşiler, ne partilerin, siyasetçilerin yalanlarına nede, partizan gurupların ideolojilerine yem olmamışlardır. Devletin dayattığı Arap Müslümanlığını ve İran Şiiliğine karşı, köklü olan inancından felsefesinden, yaşam biçiminden ödün vermemiştir. Biliyoruz ki, Ehli Beyt ten gayrisi zemzemle yıkanmış gibidir.

Alevilik pusulasız, dümensiz bir gemi değildir. Ben Aleviyim diyen birinin Aleviliğin inanç esaslarını öğrenmesi, bilmesi yaşaması gerekir. Alevilik her ipini koparanların limanı da değildir. Bu mukaddes yol, kadimden günümüze kadar en doğruların yolu olmuştur. Alevilik adına kurulmuş olan dernekler, federasyonlar, konfederasyonlar, vakıflar, cem evleri yolu doğru sürmelidir. Tatarın kılavuza ihtiyacı yoktur. “ Bu yol erenlerindir, doğru sürenlerindir” kendi değerlerine, inancına, kültürüne düşman olup celladına aşık olanlar bizden değildir.  Selam ve Dua ile..

 

 

 

Hakkında: Tahir Aslandaş Dede

Tahir Aslandaş Dede

Kontrol Ediliyor

NASİBİ HARAMA ÇEVİRMEK

İnsana Cenab-ı Allah bir şey nasip ettiyse bu o kişinin önüne gelir. Ama o kişi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir